“En büyük kanyon nerededir?” sorusunun İzmir sokaklarında başlayan absürt yolculuğu
Faha olarak her zaman olduğu gibi, bu kez “En büyük kanyon nerededir” konusunda sizin yanınızdayız.
İzmir’de yaşıyorsan bazı soruların cevabı aslında hiç sormadığın yerlerden çıkar. Mesela ben 25 yaşındayım ve arkadaş grubunda “coğrafya bilen ama hayatta yön bulamayan kişi” olarak anılıyorum. Navigasyon açmadan Karşıyaka’dan Bornova’ya gidebilirim ama bir kanyon sorusu gelince beynim “yükleniyor…” ekranında takılı kalıyor.
Geçen gün arkadaş ortamında yine klasik bir akşam. Çaylar, çekirdek, biri telefondan video açmış, diğeri hayatı sorguluyor. Tam o sırada Mert dedi ki:
“En büyük kanyon nerededir bilen var mı?”
İşte o an… Her şey durdu.
Ben de otomatik olarak büyük bir özgüvenle:
“Eee… Amerika’da galiba ama hangisi bilmiyorum.”
dedim.
Kimse de bilmiyordu zaten. Ama kimse bilmediğini kabul etmeyince konu bir anda akademik tartışmaya dönüştü. O an içimden şu geçti:
“Ben neden bu kadar rahat konuşuyorum ve neden hiçbir şey bilmiyorum?”
İzmir akşamı, büyük sorular ve küçük bilgiler
İzmir’de akşamlar genelde ikiye ayrılır: ya sahilde yürüyüş yaparsın ya da evde oturup “yarın kesin spora başlıyorum” dersin.
Ben ikinci gruptayım.
Ama o akşam arkadaşların ısrarıyla dışarı çıkmıştım. Konu dönüp dolaşıp coğrafyaya gelince, herkes bir şeyler sallamaya başladı:
“Kanyon dediğin şey suyla oluşuyor değil mi?”
“Bence Afrika’da da büyük kanyon vardır.”
“Kanyon değil mi o, böyle çukur gibi olan yer?”
Ben sadece dinliyordum. Çünkü içimde bir gerçek vardı: Ben kanyon kelimesini duyunca sadece “wow doğal şey” seviyesinde bilgiye sahiptim.
Sonra telefonumu açtım ama yazmaya utanıyorum. Çünkü Google’a bile güvenemeyecek kadar gururluyum bazen.
Ama sonunda sordum:
“En büyük kanyon nerededir?”
Ve cevap beni İzmir gecesinden alıp başka bir gezegene ışınladı gibi oldu.
Gerçek cevap: :contentReference[oaicite:0]{index=0}
Evet. En büyük kanyon denince dünya çapında akla gelen yer Grand Canyon.
Ama bunu öğrenince ben “aa tamam” demedim. Tam tersine içimde yeni bir karakter uyandı: aşırı sorgulayan İzmirli genç.
Çünkü mesele sadece “nerede olduğu” değil, benim neden bunu 25 yıl boyunca bilmediğimdi.
Arkadaşlara döndüm:
“Beyler biz burada kanyon tartışıyoruz ama ben hâlâ çamaşır makinesinin neden çorabı yuttuğunu çözemedim.”
Herkes güldü.
Ben de güldüm.
Ama iç sesim ciddi:
“Çorabı çözmeden kanyona geçemezsin.”
Kanyon meselesi neden bu kadar büyüdü?
Ertesi gün uyandım ve konu kafamda hâlâ dönüyordu. Normalde insanlar sabah kahve düşünür, ben kanyon düşünüyorum.
İzmir sabahı… Martılar bağırıyor, sokakta simit kokusu var, ben ise mutfakta telefonla Grand Canyon görüntülerine bakıyorum.
Kendi kendime dedim ki:
“Ben ne yapıyorum?”
Ama cevap yok.
Çünkü insan bazen hiçbir mantıklı sebep olmadan bir bilgiye takılır. Benimki de buydu.
O sırada annem mutfaktan seslendi:
“Oğlum kahvaltıda ne yapıyorsun?”
Ben:
“Dünya tarihinin en büyük çukuruna bakıyorum anne.”
Kadın durdu.
“Ne?”
İşte bazı cümleler aile içinde açıklanamaz.
Arkadaş grubunda bilgi savaşları
Akşam tekrar aynı grup.
Bu sefer konu daha ciddi.
Mert telefonundan harita açmış:
“Bak en büyük kanyon bu.”
Ben hemen atladım:
“O sadece en meşhur olan. En büyük dediğin şey farklı olabilir.”
Kimse beni ciddiye almadı ama içimde küçük bir profesör uyandı.
Sonra iç sesim konuştu:
“Sen daha dün kanyonun ne olduğunu tam bilmiyordun.”
Haklıydı.
Ama insan bazen bilmediği şey hakkında en çok konuşan varlık oluyor.
O an masada şöyle bir diyalog geçti:
— “Kanyon suyla mı oluşuyordu?”
— “Erozyon mu neydi?”
— “Abi çok derin çukur işte.”
Ben:
“Evet ama zamanla oluşuyor, yani milyonlarca yıl…”
Cümle yarıda kaldı çünkü kimse dinlemiyordu.
İzmir’de böyle anlar çok olur. Herkes konuşur ama kimse gerçekten “dinleme modunda” değildir.
Grand Canyon düşüncesiyle İzmir sokaklarında yürümek
Bir gün tek başıma yürüyüşe çıktım. Alsancak tarafı.
Kulaklıkta müzik var ama kafamda hâlâ Grand Canyon.
Kendi kendime konuşuyorum:
“Bak şimdi orada devasa bir boşluk var… Biz burada kaldırım taşı arasına sıkışıyoruz.”
Sonra bir kaldırıma takıldım.
Düştüm sayılmaz ama gururum biraz çizildi.
Bir yandan gülüyorum:
“Devasa kanyon düşünüp kaldırıma takılan adam.”
İzmir’de bunu yaşamak bile ayrı bir başarı.
İç sesimle kanyon tartışması
Bazen kendimle konuşuyorum, özellikle böyle konular kafama takıldığında.
Ben:
“En büyük kanyon Amerika’da, tamam.”
İç ses:
“Tamam da sen bunu bilmeden önce ne yapıyordun?”
Ben:
“Yaşıyordum?”
İç ses:
“Emin misin?”
Ve işte o noktada insan kendini sorgularken buluyor.
Kanyon aslında bir doğa oluşumu ama bende etkisi daha çok zihinsel bir boşluk gibi oldu. Garip bir şekilde büyüdü.
Kanyonun büyüklüğü mü, benim küçüklüğüm mü?
Bir akşam yine telefon elimde Grand Canyon videolarına bakarken düşündüm:
“Bu kadar büyük bir şeyi hiç düşünmeden yaşamışım.”
Sonra kendime güldüm:
“Sen daha İzmir trafiğini çözemedin, kanyon çözüyorsun.”
Ama işin komiği şu: İnsan bazen büyük şeyleri öğrenince küçük şeyleri daha çok fark ediyor.
Mesela kaldırım çukuru.
Mesela geciken otobüs.
Mesela çay bardağının sürekli soğuması.
Arkadaş grubunda final tartışma
Bir hafta sonra aynı konu tekrar açıldı.
Bu sefer ben daha hazırlıklıydım.
Telefonu masaya koydum:
“Bakın, en büyük kanyon Grand Canyon. Ama mesele bu değil.”
Herkes baktı.
Devam ettim:
“Mesele, bizim bunu neden bilmediğimiz ve neden her şeyi son anda öğrendiğimiz.”
Sessizlik oldu.
Sonra Mert:
“Abi yine felsefe yaptı.”
Ama bu sefer gülmedim.
Çünkü içimde küçük bir farkındalık vardı.
Sonuç gibi olmayan bir düşünce
Şunu fark ettim:
“En büyük kanyon nerededir?” sorusu aslında sadece coğrafya sorusu değilmiş.
İzmir’de yaşayan, hayatı biraz fazla düşünen biri olarak şunu öğrendim:
Bazen en büyük boşluklar haritalarda değil, insanın kafasında oluyor.
Grand Canyon bana sadece bir yer öğretmedi.
Aynı zamanda şunu da gösterdi: İnsan bazen en basit soruyu bile büyütüp kendi içine çevirebiliyor.
Ve ben hâlâ arkadaş ortamında espri yapıyorum, hâlâ gülüyorum.
Ama bazen içimden şu geçiyor:
“Belki de herkes biraz kanyon gibi… dışarıdan büyük, içeride derin.”