Babunun Kuyruğu Var Mı?
Kayseri’nin sakin akşamlarından birinde, şehir merkezine yakın bir parkta, sabahları ve akşamları yürüyüş yapan insanların git gide çoğaldığı saatlerde bir sahne yaşadım. O an, her şeyin hızla değişebileceğini fark ettiğim bir anıydı. Tam o sırada, Babun’un kuyruğunun olup olmadığını düşünüyordum. Gerçekten de bir babunun kuyruğu var mı? Sadece bir soru gibi görünüyor, ama beni derinden etkileyen bir mesele haline gelmişti.
BİR GÜNÜN SONUNDA
Günlerden Cumartesi’ydi. Havanın tam ılık olduğu, ne soğuk ne de sıcak olan bir gün. Tüm hafta boyunca stresle, koşturmacayla geçirdiğim günlerin ardından, akşam yürüyüşü yapmanın iyi bir fikir olacağına karar verdim. Yavaş adımlarla parka doğru yürürken, kafamda sorular ve düşünceler uçuşuyordu. Kendi içimdeki kalabalığın içinde, dışarıda her şeyin ne kadar sakin göründüğünü fark ettim.
O parkta karşılaştığım adamı hatırlıyorum. Yalnız başına bir köşe bankına oturmuş, yanındaki gazeteyi okumaya çalışıyordu ama bir yandan da beni izliyordu. Gözleri bakışlarımda kaybolmuştu. Gözlerimi biraz daha netleştirip onu izlerken, parka konmuş bir kuşun çığlık atmasını duydum. O an, kafamdaki sorulara bir yenisi eklendi. Bir babunun kuyruğu var mı?
Evet, o kadar sıradan bir soru gibi görünüyor ki, belki de üzerinde durmam gerektiği kadar durmamalıyım. Ama işte, bir kez aklınıza düştü mü, düşünmeden duramıyorsunuz. Hani bazen öylesine bir soru gelir ya, bir kağıda karalarsınız, sonra unutursunuz. Ama bazen bu tür sorular, bir anda tüm dünyayı başka bir şekilde görmenize yol açabiliyor. Bu da onlardan biriydi.
BABUN VE KENDİMİZ
İçimdeki düşüncelerle baş başa kalırken, parkın karşı köşesinden bir ses geldi. Küçük bir grup insan, parkın iç kısmına doğru ilerliyordu. Bir köpek, onları heyecanla takip ediyordu. Ama o köpeğin dikkatini çeken başka bir şey vardı; parkın kenarındaki palmiye ağacının altına yerleşmiş bir babun. Bir babun… Evet, parkta, bir babun.
Hiç beklemediğim bir şekilde, tüm vücudumda bir heyecan dalgası hissettim. İnsanlar o kadar normal bir şekilde bu sahneyi izliyorlardı ki, ben de birdenbire kendimi garip bir şekilde yalnız hissettim. Bir babun, bu şehirde, bu parkta mı? “Babunun kuyruğu var mı?” sorusu, birdenbire daha anlamlı hale geldi.
Önümdeki küçük çocuklar bile, o babunun her hareketine bakarak birbirlerine soru soruyorlardı. Ama ben, sadece o küçücük detaya odaklandım: Kuyruğu var mıydı? Aslında bakıldığında, kuyruk, hayvanların kimliklerini belirleyen bir parça. Bu soru, bir anlamda, kimlik arayışının da bir yansımasıydı. Benim bu soruyu takıntı haline getirmemin sebebi de buydu. O babunun kuyruğunun olup olmaması, bir anlamda kendimi tanımama yönelik bir arayış gibiydi.
HAYAL KIRIKLIĞI VE UMUT
Bir süre daha parkta oturdum, babunun hareketlerini izledim. O kadar doğal, o kadar sıradandı ki, bir babunun burada olması, dünyanın farklı bir yerinde olabileceğinden pek de farklı değildi. Ama benim için, bir anlamda, parktaki her şeyin tam ortasında yer alan o küçük soru, daha büyük bir anlam kazanıyordu. Bir anda kafamda farklı bir şey belirdi. Belki de babunun kuyruğu, bir parça kaybolmuşluk ya da belirsizlik simgesiydi. Yani, bir insanın en çok sorması gereken soru da, belki de bu olmalıydı: Ne biliyoruz ki?
Bir süre sonra, babun bir ağacın altına saklanıp uyumaya başladı. O anda o kadar huzurlu ve garip bir şekilde anlamlı hissettim ki. Babunun kuyruğu olmadığına karar verdim. Ama birden, “ya bir kuyruğu olsaydı?” diye düşünmeye başladım. Kendi kendime, her şeyin aslında daha karmaşık olduğunu fark ettim.
Belki de dünyayı sadece basit bir şekilde görme çabamız, bizi her zaman yanıltıyor. Kendi kimliğimizi tanımaya çalışırken, sorular sormak belki de en doğru yoldur. Evet, bu soruyla bir anlamda kendi kimliğimi sorguluyorum. Belki de her insan, babunun kuyruğu olup olmadığını sormalı. O zaman daha çok şey öğreneceğiz. Yavaşça parkın kenarındaki çocukları izlerken, belki de bu soruyu kendi içimde daha çok sorgulamam gerektiğini hissettim.
SONUÇ: BABUNUN KUYRUĞU VAR MI?
Bir babunun kuyruğunun olup olmadığı, aslında bizlerin neye takıldığının ve neyi anlamaya çalıştığının bir simgesidir. Belki de bu soru, dışarıdaki dünyayı ne kadar anlamaya çalıştığımızın, aslında çok basit bir gösterisiydi. O an parktaki babunun kuyruğuna dair aldığım karar, tam da benim hayatımı nasıl sorguladığımı yansıtıyordu.
Her sorunun bir anlamı vardır, belki de bu da sadece benim anlam arayışımın bir parçasıydı. Ama bir şey kesin: Babunun kuyruğu var mı, yok mu? Bu sorunun cevabı, aslında çok daha önemli bir soruyu ortaya çıkarıyordu: Biz kimiz, neyi arıyoruz ve ne kadarını bulabiliyoruz?